3 Şubat 2011 Perşembe

uc


meydana doğru yürürken hala yüzündeki topuk sesiyle çağrıştırılmış gülümseme silinmemişti,gümüşsuyundan aşağı salarken de kendini yukarı doğru alınlarında yorulmuşluğun simgesi boncuk terlerle donatılmış yüzlere ait gözler hep üstündeydi sanki.adımlarına takıldı aklı.içinde beşiktaşa ulaşma gayesi mevcut olmasına rağmen,kaldırımın hangi koordinatına adım atacağına kararsız yürümesine rağmen muzazzam bir şekilde yürüdüğünü hissetti.kafası öne eğik bir şekilde,adımlarını izliyordu.dönüşlerdeki açı değişimini,tümseklerdeki basma şiddetini muazzam ayarladığını farketti,omzu;asık suratlı içinde korkuları ve hayata karşı isyansı dışavurumlarıyla üniformalı bir lise gencine çarpana değin...silik bir pardon süzüldü dudaklarından,gözlerindeki öfkeyle gözgöze geldiği ana kadar,çıkardığı kelimeyi oldurduğu ses yavaş yavaş alçaldı.hiç Bir şey olmamış gibi güzergahında devam etmekten başka çaresi yoktu,arkasından yükselen asabiyetle donatılmış çemkirmelere aldırmamak gibi.dikkatsizliğinin verdiği utanca ve haksızlığa dair düşüncelerini savuşturma amacıyla,pardon kelimesini söylerken n harfini yalnız başına söyleyemediğini birkez daha farketti.alfabenin sessiz harflerine acıdı bir kere daha.var olmak adına dalgaların dünyasında,sesli bir harfle el ele tutuşmak.a'nın popülaritesine saygı duymak...dört harfli bir kelimenin inşaasında dahi bir sesli harfin bulunma zorunluluğu benzetilebilirdi pekala,lisede düzenlenen bahar gezilerinin başında bulunması gereken kontrolcü bir nöbet bekler öğretmenin var olma zorunluluğuna. Yumuşak g ye içerledi,ve bir kelimeyle anılmak daha zor olmalıydı herhalde sesli bir harfin refakat zorunluluğundan.inönü stadının yanındaki parktan,kestirme sayılabilecek merdivenlerden aşağı keskin dönüşlerle inerken,durup da denize dikti gözlerini.kararmış havaya rağmen,rüzgarı ve havada en kalıcı parfümlere taş çıkarır esansıyla,karartı ve üstünde süzülen gemileriyle var olabilen,sırtına yükledikleri ve içinde barındırdıklarıyla mevcut tuzlu su birikintisine saygı duruşuna geçti.gözleri,kulağı,burnu,damağı,maddesel acıyla yüzleştiren derisi birer sesli harf gibi dikiliyordu evren ile arasında...
kabataş tan dolmabahçe üstünden devam edip beşiktaşa uzanan yolda yürürken,hala adımlarındaydı gözleri,daha dikkatliydi fakat olası kazalara mani olabilmek adına.kesinlikle kafasının bir bölgesinde,vinç operatörünün tozlu camlarla çevrili oradan buradan kol fışkıran,yanıp sönen düğmeleri ve etraftaki değerleri ölçen göstergeleriyle,makinist odasına benzer bir yapı bulunmalıydı.adımlarını kontrol eden,gidilecek yolu optimum ve hasarsız bir şekilde gitmeye yönelik rotayı eski savaş gemilerinin radarına benzer bir ekrandan okuyan,ve kullandığı araç hareketini durdurmadıkça(ki düzensiz uykuları oluyordu bu da) mola vermeyen,proleteryanın ezilmiş sömürülen kölevari hayatın sillesini yemiş bir emekçisiydi,operatör de.gözlerini kapatıp,dudaklarını kıpraştırmadan damarlarından yayılıp iç organlarında yankılanan “kolay gelsin”
cümlesini haykırdı.her uykuya dalmayıp sabahı gördüğü gecelerde özrünü yineleyip,dalmadan hemen önce de teşekkürlerini arz edecekti bu farkındalığından sonra.beşiktaş'ta temsili topların bulunduğu denize sıfır,ürpertici rüzgarı ve dalgaların,muazzam bir parçanın en uygun anında olabilecek en mükemmel notalarla var olan solo'su gibi kıyıya vuruşunu hissedebildiği bir bankta;ayaklarından yükselen ve kaba etlerinde beliren soğuk her yanına işleyene kadar oturmayı uygun görmüştü,yitip giden yorucu bir gün yepyeni bir akşamı buyur ederken...


devamı için---->uciki

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hakkımda

Fotoğrafım
kötü vakitler de geçireceğiz elbet. fakat bunlar, gerçekten de kötü oldukları için, değil; daha iyileri var olduğu için, kötü hatırlanacaklar...

İzleyiciler