1 Şubat 2011 Salı

bir.dört

son durağa yanaşmadan önce biraz daha alışmış ve güven dolu bir sesle “taksim” kulaklara doğru süzüldü az cızırtıyla bu sefer,yukarıda duvra gömülmüş olan hoparlörden.çık çık bitmeyen merdivenleriyle,yürüyen merdivenlerin kaşifine içten bir teşekkür sıralayıp,taksim meydanına doğru ilerliyordu.ankara yolculuklarının bir aralar vazgeçilmez mola yerinden olan bolu dağına tırmanırken ki uğultu vardı kulaklarında,ucsuz bucaksız tünelin inşasıyla yitip giden trafik gibi o restoranların önünden,yutkundu ve yitti kulaklarındaki basınç,psikolojik mi neydi bilmiyordu ama,
basınç farkından dolayı insanın kulak zarının patlamaması için,bir ucu boğazına giden bir kanalın varlığından haberi vardı kulaklarından,o mekanizmanın yutkununca basıncı denglediğini düşünerek,metroda yerin altında daha yüksek basıncın oluşacağını düşünüyordu.aslında bolu dağı kadar olamazdı ama,yine de etkisi olabilrdi onca...hatta yükssek bir ses duyduğunda,bomba patlayacağı sırada mesela,ağzını açması gerektiğini biliyordu.meydana baktı,kalabalığı süzdü,caddeye akıp gidenlerin arasına karışacaktı ki,ışıklarda beklemede duranlara göz gezdirdi.alışmıştı insanlar taksimde yakalanan intahar bombacılarının haberlerine.normal geliyorda hayattaki çoğu anormal kirli şey gibi onlara,kalabalık bir çok kez gözünde parçalara ayrıldı,simulasyonları çaktı gözüne otobüs durağında veya metro çıkışında patlayan bombaların,hele ışıkların orada,veyahut tam istiklal cadddesinin önünde olsa diye düşündü,katliam olurdu besbelli.nasıl bir insan ölümü göze alabilirdi ki,alnındaboncuk boncuk terle meydana çıkıp,küçüldükçe güzelleşen insanoğlunun genç gözdelerinden bir bebeğin annesini sıkıca tuttuğu elleri ayırmaya.ölmeyi değil de öldürmeyi düşünmek daha da kederlendiriyordu içini.rüyalarında dahi öldüğünü göremiyordu insan,hasan sabbah geldi bir an aklına,cennetin anahtarlarını elinde tutan ve fedailerini oradaki zevklerle avutan,yaşam sırasında ölümü ve cenneti tattıran seyduna.yine de göze alamazdı o meydanda bombayı taşımayı.ışık sönmek üzereyken geçmeye başladı karşıdan karşıya,bir adım bir adım daha.diğerini atmadan önce,tüm düşünclerden,tüm kederlerden,yaşamdan,hislerden uzaklaşma fikri çatkı gözüne,bir intahar gönüllüsü oluverdi,atmazsa daha ileri ezilebilirdi,bir an için trafik ışıkları bulunmayan kiralık katil gibi can alan eski evlerinin aşağısında bulunan E-5 den geçerken ki aklından geçenler düştü aklına,bir adım,bir adım daha,eğer dursa,dikilip kalsa öylece,hepsi sona erebilir,kendisine üzülenlere üzülecek
hisler dahi yok olabilir nöronları ve kalp atışları ile birlikte,karşı tarafa geçtiğinde alnında boncuk boncuk ter ile,sanki finish e ilk önce varmış olimpiyat koşucusu gibi alkışların esintisini hissetti alnında,büyük bir iş başarmış gibi hissediyordu,az önce ezilmekten kurtulmuştu,sadece kendi kararlığıyla.ölmeden önce ağzını açıyor mudur acaba bir intahar bombacısı diye meraklandı,ve ne kadar ölümle burun buruna yaşadığını düşündü insanoğlunun.bir anlık dikkatsizlik ile çarpışabilirdi pekala iki araç her an bindiği otobüsler mesela.öümün veya kazanın o kadar yakın olduğunu billip nasıl oluyordu da delirmiyordu ki,hatta çoğu an aklının ucundan bile geçmiyordu,bir çeşit sansür politikası izliyordu bilinçaltı ve bilinci ile hafızasında,düşüncelerinde akıp giden ses...

devamı için---->bir.beş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hakkımda

Fotoğrafım
kötü vakitler de geçireceğiz elbet. fakat bunlar, gerçekten de kötü oldukları için, değil; daha iyileri var olduğu için, kötü hatırlanacaklar...

İzleyiciler