1 Şubat 2011 Salı

bir

gözünü tavlaya dikmiş düşünüyordu dısındaki kareli,acık ve koyu renkli düzenegi yaparken
birer pul daha niye koymamışlardı ki,dısarıdan gecen seyyar satıcının soprano sesi ile irkildi.odada yanlızdı ve saçmalıyordu.düşünecek şey bulduğu için de sevinçliydi.baharın kavak agaclarında bıraktıgı döllenme içgüdüsüyle şehrin her tarafını saran,güneşli bir günü yeri ve göğü ile çevreleyen kar tanesi kılığıyla polenlere karşı yenik düşmüştü.hapşırdı ve,ne mukus hissetti ne de burnundan aşağı doğru bir sıvı,burun kıllarını ciğerlerinden kopan bir fırtına;beykoz sahilinde durmayan rüzgarın ağaçların yapraklarında şırıltılarıyla titreştiği gibi,bir ileri bir geri...alerji,yorgunluk,ve bitmeyen uyku eğilimi göz kapaklarında,lavaboya doğru yürüdü,koridorda,evi dinledi öylece dikilip.apartman boşluğundan gelen bağrışmalara inat,yanlızdı.sessiz bir yanlızlıkta,yüzüne vurduğu su le ayılmaya yüz tuttu,-birer pul daha diyordu içinden,kaybolma ihtimaline ve cocuklugunun basit oyunlarından dama yı doğru düzgün oynayabilmek için birer pul daha koyamazlar mıydı....
aynada görüntüsüne baktı,o an düşünceleri;yoğun,sağğanak bir yağmur sırasında,tepelerden aşağı doğru süzülen ve,bir tomruk veya yıkılmış bir ağaç ile önü kesilip biriken,bir su havuzuna dönüştü...kendini tanıyamama,yabancı hissetme karşındaki siluete;düşüncesi tam anlamıyla bardağı taşıran son damla misali,bilinçaltından yukarı doğru,anlam ve kavrama,düşünme yetisinin merkezine gündemine doğru sel oldu...gün içinde,ömür sürecinde,yaşantısında,en az gördüğü yüz kendisininkiydi,sokakta sadece mekanın oyuncusu görüp görüp unuttuğu yabancılar dışında,resimlerine bakarken cocukkluk yıllarının veyahut lise fotograflarının,en tanıyamadığı içinden bu kim diye geçirdiği kendisiydi,bilinci tanıyamayıp kendisi olma ihtimali ile kavrayabiliyordu,ah aynalar diye bir iç geçirdi,dağınık odasına doğru yürümeye başladı...
düzen kavramına kafayı taktı bu sefer,ne kadar çabuk bozulabildiğine,genel bir simetri kavramına takılıp düzenlediği odasında,dağınıklığı kendi düzeni olarak görmesinin sıcaklığını hissetti,bir sanatçı olarak düşündü kendini,her gittiği yerde dağııklığıyla imzasını bırakan bir sanatçı.tam anlamıyla odasındaki her dağılmış eşyayı cok kolay bulup,giysilerini maximum bir hızda giyebiliyordu,tek aradığı düzenin sağlanması için,karısıklığı gidermek için çekmecelere ve dolaplara tıktığı,saniyesinde yerlerini unuttuğu kayıp eşyalarıydı.gülümsedi,bu keşfi insan oğlundan kendisini ya ayırıyordu,ya da insanoğlunun büyük bi sıkıntısını o an tüm dünyaya itiraf etmişti.hızlı bir şeilde giyinip dışarı çıktı,bir amaç,bir arkadaş toplantısı veya,bir mekan öğretisi ile değil,sadece dışarı çıkmak için,öyle hissettiği için kendini dışarı attı.
Soğuk hissediyordu,fakat öyle böyle değil,içinden gelen ve dışarıya inat bir soğuk.ürperti,şöyle ki,korku ve amaçsızlıkla içine işleyen bir ürperti,birşeyler içmeliyim dedi kendi kendine,veyahut deniz kenarına inmeliyim,hapşurur gibi oldu,sıktı kendisini,düşünceleri tıkanmıştı doğanın uyuşturucu etkisiyle,karmaşanın göbeğinde,adapte olamaya çalışıyordu günlerdir çıkmadığı sokağa,yitti öylece metro merdivnelerinden aşağı doğru,ta ki metroya kadar,hep;kendisi turnikelerden geçmekte iken çıkan şık giyinimli boyu boyuna,gözleri siyah kalemle daha da bi güzel olmuş,iş kıyafetli kızı düşündü;bir an için aralarında bir çekim hissetmişti,fakat kendisini görmemişti bile karşısındaki,zamanın donduğu anlardan biri yaşanmıştı,reel zamanda bir saatlik bir donma öylece seyretmişt,o an gözlerine de bakmıştı oysa,fakat göz göze gelme sırasında yaşanan o elektrikle çarpılırken ki kalpte yaşan sıkışma ve yavaş yavaş kana yayılan heyecanı hissedememişti,düşünüyordu ki,ya o gelip geçip giden hatun,kendisi için en uygun insan ise,ya “o” ise,son merdivenlerin başında iken iki ucu b.k lu deynek kavramı o an için oluşuverdi,kızın yavaş yavaş uzaklaştığını,kalbinde hafifçe azalan sıcaklıkla hissedebiliyordu,yönlendiği yer otobüs duraklarıydı ve,beklediği otobüse binme ihtimali yoğun kalabalıktan ötürü çok azdı,bir anda kendisi için seçilmiş kişiye dönüşen düşünce ve hayalin birleştiği gerçek kırıntıları,heyecan ile birleşti,treni kaçıramazdı,kaybedemezdi leylasını,metroyu da kaçırabilirdi oysa,gerilim arttı.metronun yavaşlama sesi raylardan gelen metal sesleriyle ve kornasının tünellerden gelen yankısıyla,zamanın daraldığını ve metroyu kaçırma fikrini beynine beynine işliyordu.bir an için mavi veya kırmızı rengi seçme ikilemine kapılmış bomba uzmanı hissetti kendisini,veya yüksek tirajlı bir aksiyon filmi sahnesinde,
gariptir ki;o an ne garip olasılıktır şu iki arada bir derede kalma işi diye düşündü,kendisine gülebilecek kadar kırıntı yoktu anın yitip gittiğini kavramaya yetisinden.merdivenin başında dikiliyordu...

devamı icin----> bir.iki

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hakkımda

Fotoğrafım
kötü vakitler de geçireceğiz elbet. fakat bunlar, gerçekten de kötü oldukları için, değil; daha iyileri var olduğu için, kötü hatırlanacaklar...

İzleyiciler