kapıyı açma girişimine yardımcı olması için,çalışmayan merdiven lambalarının gücüne ulaşamasa da işlevini başarıyla gerçekleştirebilen modern çağın en etkileyici buluşundan faydalandı.yaşadığı gün sayısıyla hemen hemen aynı sayıda olan kapıyı açma hareketine takıldı o anda.sürekli tekrar ettiği ve reflekse dönüşmesi işten bile olmayacak bir hareketti bu.baskın el cebe yönelir,o sırada diğer elin işaret ya da orta parmağı anahtar deliğinin pürüzlü yüzeyini hissetme ve yeri belirleme için kullanılır.daha sonra da yıllarca tekrar edilmiş,üzerinde çalışılmış bir teknikle sağ el tam hedefe yönelip,anahtarı deliğe yerleştirir,anahtarın tutuşu öyle bir şekilde olmalıdır ki,kilit mekanizmasındaki girinti çıkıntılarla örtüşüp sistemi açabilmesi için tırtıklı kısım yere doğru bakıyor şekilde olmalıdır.
kendini dahi aydınlatamayan ışığın kendi acizliğine faydalı bir çözüm üretiyor olması,kendisine olan saygısını daha da bir köreltti.bundan sonrası için apartman ışığını veyahut telefonun yardımını gözardı edip,karanlıkta anahtarı deliğe yerleştirebilecek tekniği kazanmak için talimlere başlamak için söz verdi kendine.bu da hayatında diğer planladıkları gibi gerçekleşmeyenlerin arasına katlacaktı kimbilir.daha planladığında bunu düşünmüştü.aklına gelen milyonlarca şeyin,planlara dönüşüp,daha sonra da gerçekleşemeyenler arasına katılışına kaç kere şahitlik etmişti ki.birçoğunun farkında bile olmadığını anladığında daha da içerledi.ayakkabısını diğer ayakkabısının yardımıyla çıkarırken,üşengeçliğine dem vurdu.bu yaptığı hareket çift taraflı kirlenmenin tetikleyicisi idi.ne olurdu eğilip elleri yardımıyla ayakkabılarını çıkarıp evine girebilseydi.oysa bir ayakkabı diğeirni çıkarırken onu kirletirken,ayakkabıdan kurtarmış ayak,diğer ayakkabının çıkmasına yardım ederken,onu gün boyu ayakkabının nemli ve pis yüzeyinden koruyan çorabın kirlenmesine neden oluyordu.bu durum ne kabul edilebilir ne de onaylanabilirdi.
her zaman açık bıraktığı ışıklar,sanki arkadaşları ya da ailesi gibi karşılıyordu,buyur ediyordu,sıcacık dairesine.buradaki sıcaklığın tamamen ruhani bir sıcaklık olduğunu kabul etmek gerekir ki,evin içi pek de öyle sıcak değildi,bir termometreye göre.tabi ki bir termometrenin,bir mekanın sıcak olup olmadığna dair bir bilgi veriyor olduğu yoktu.böyle termometreler neden üretilmiyordu ki acaba.on derece ile on bir derece arasındaki farkı ölçebiliyor olması ne kullanan için ne de dünya için yararlı bir özellik değildi ki.evinize girip üzerinizi çıkarıp çıkarmama konusunda tereddüte düştünüz,ve termometreye yöneliyorsunuz,on üç dereceyi okuyorsunuz.acaba ön üç derece ılık mıdır sıcak mıdır? ya on dört derece okumuş olsaydınız.bu bir derecelik farkı nasıl algılayabilirdiniz ki?üzerinşzi çıkarıp çıkarmama konusunda net bir bilgi asla sunamayacaktır size.veyahut bir mekana girdiğinizi düşünün,üzerinizi çıkartıp oturmaya konuldunuz,dışarıdan gelen ortamın sıcaklığının nasıl olduğunu soruyor size,siz de kaç derce olduğunu hissetmeye çalışıyorsunuz.acaba on iki veya on sekiz arasındaki farkı algılayabilir misiniz.veya sıfır derece ile eksi on derece arasında ne kadar bir sıcaklık farkı hissedebilirsiniz ki.bu yüzden termometreler üzerinde sıcak,soğuk,ılık gibi göstergelerin olması gerektiğini düşündü.bu büyük bir sorundu,ve çözülmesi gerekirdi.ışıklarını hırsızlara karşı birer caydırıcı unsur olarak açık bırakıyordu.camını da açık bırakmasının ana nedeni buydu.havalandırma işlevi tamamen ikinci plandaydı.fakat,gecenin ilerleyen saatlerinde,ışığı kapatıp,tamamen kapalı odasında sigaraya boğulmuş havasız bir ortamda filmini seyrederken,hırsıza davet eder bir ortam hazırlayıp hazırlamadığını düşündü.sonuçta bir mekanın soyulma olasılığı kaçta kaç idi.veyahut ömür boyu bir hırsızın evinizi soyma girşimine kaç kere şahit olabilirdiniz ki.sonuçta bu olaya tanık olan bir kimse,her ne kadar korkmuş da olsa,travma da atlatsa,gündelik yaşamda sosyal yaşantıda anlatabileceği bir hikayesi oluverirdi.ballandıra ballandıra anlatılabilecek birşeydi bu.bir toplantının üç beş dakikasını gayet domine edebilecek,can sıkmayacak eğlenceli bir hikaye.dinleyenler için soyulma korkusu yaşatabilecek bir söz dizimi.sonuçta daha önce başınıza geldiği için bir daha soyulma ihtimaline karşın korkmaktansa,aksine ikinci defa soyulabilecek olmanın heyecanıyla karşı karşıya oalcaksınızdır.düşünün bir kere,hikayenizi dinleyen insanların,iinci defa soyulduğunuzda verebilecekleri tepkiyi.artık özel bir insansınızdır.düşük ihtimalli bir olayın başınıza iki defa gelme olasılığı çarpılarak büyüyecektir.bu gerçekten hayatı yaşıyor olduğunuz farkına varabilmeniz için bir piyangodur.çünkü ekstrem olayların başınıza geliyor oluşu talihsiz de olsa sizi farklı kılıyordur.hatta ekstrem olayların varlığını ortaya koyan sizin başınıza geliyor oluşudur.bu yüzden kendi zekasına gerçekten "mutlu" bir şekilde gülümsedi.sonuçta evden çıkarken evde olduğuna dair verdiği izlenim ve evde iken evde olmadığına dair görüntü,o an orada soyulma ihtimalini ciddi bir yüzde ile arttırıyordu.birden kalp atışları hızlandı.ya soyulabileceği gün bugün ise.şu an bunu düşünüyor oluşu onun için bir avantaj idi.nasıl davranamsı gerektiğini,neler yapması gerektiğini rahatlıkla düşünebilir.önceden hazır olabilirdi.belki hırsızı yakalayıp,etkisiz hale getirip hikayesini görkemli bir hale dönüştürebilirdi.böyle bi olayı analtırken tabi ki de öncesinde hazırlıklı olduğundan bahsetmeyecekti.bir köşeye sinip,elindekilerin yitip gidişine korkarak tanık olmak daha sonra bunu anlatırken çok da kendisini yüceltecek bir hikayeyi oluşturmayacaktı.tabi ki hala önemli ve anlatılması gerekn bir hikayeydi.sonuçta korkularınızı da paylaşmak sosyal bir ortamda kabullenmenize yardımccı olurdu.lakin saygının temellerini atacak güç gösterisi ve kırk yılda bir başa gelebilecek olay,öyle bir ortam için suç ve ceza'nın büyüklüğünde bir roman etkisi yaratacktı.gözleri karanlığa alışıp,yavaş yavaş ortamdaki şekilleri algılayabilecek hale geldiğinde hala bunları düşünüyordu.kış ortasında dahi battaniyeden arındırılmış yatak örtüsüne sarınmış,kendi sıcaklığıyla ısınmaya çalışırken,biraz daha büyük örtüye ihtiyac duyduğunu farketti.omuzlarını sarabilecek şekilde sarındığında ayakları dışarıda kalıyorken,ayaklarını kapattığında boynuna ve omuzlarına yayılan sıcaktan yeni çıkmış bir bünyenin soğuğu daha bir güçlü hissedişi trajedisine tanık oluyordu.bu döngüsel savaş,dizini hafif yukarı çekip cenine yakınsarken bedeni,maksimum yüzeyini sıcak tutabilecek eğri büğrü pozisyonda uyuma savaşı veriyordu.uyumak istedikçe uykusu kaçıyor.uykusu kaçtıkça nasıl uykuya dalıyor olduğunu merak ediyor.tam kendini uykuya dalmak üzere hissederken,susadığını farkediyor.susuzluğu kat kat artarken,gözü komidinin üstündeki su şişesine ilişiyor.suyu alıp içtikten sonra,hararetin giderlmiş olması ve korunaklı sıcak ortamdan çıkıp vücut yüzeyini soğukla yüzleştirmiş olması nedeniyle serinleyip ayılıyor.daha sonra tekrardan,uykulu bir hale gelip yorgunluğuna eriştikten sonra çişi geldiğini farkediyor.ilk başlarda az olan bu hissiyat dayanılmaz bir dereceye yükseliyor.içtiği suyun da süzülüp mesanesnde yerini aldıktan sonra,bunun psikolojik bir faktörden fiziksel bir faktör olduğuna kendini inandırıyor.müthiş bir serinleme ile yataktan doğrulup tuvalete ulaşabilme görevine mental olarak kendisini hazırlıyor.tam odadan çıkacakken,tekrar su içip,ilerleyen saatlerde başa gelebilecek susamış hissetme hissiyatına karşın önlem oalrak şişesini taze suyla dolduruyor.işini hallettikten sonra ellerini yıkarken,yüzüne su vurup vurmamak arasında kalıyor.bunun onu ayıltabileceği düşüncesiyle bundan vazgeçip çapaklı gözlerini sabah temizleme kararı alıyor.yatağına dönüp,örtüyle gerekli mücadeleyi verdikten sonra ise,aklında dünyanın en saçma düşüncesi beliriveriyor.tuvaletini yaparken kaybettiği sudan ötürü bir susama hissi.bu hissiyat,kafasında büyüyor büyüyor.daha sonra sigarasız kaldığına dair bir aydınlanma yaşıyor.sigarasını içtikten sonra suyunu içiyor,suyunu içtikten sonra tekrar aynı olaylar zincirine geri dalıyordu...uykuya daldığı anın bu düşüncelerden arındığında mı gerçekleştiğini,yoksa içine bataklığa batmışcasına batıp tüm ihtimalere boyun eğdikten sonra mı gerçekleştiğini asla bilemedi...
uyandığında,öyle bir yorgun hisssediyordu ki kendini,tekrardan uykuya dalmamak için değil bir neden aramak,dalmak zorunda olduğuna ikna etti kendini...öyle rahat bir şekilde nasıl tekrar uykuya daldığını düşünecek kadar bile vakti yoktu...
tekrar uyandığında ise,hala yataktan kalkmanın gerekli olup olmadığını düşünüyordu.ne gereği vardı ki.on saatten fazla uyumuştu.ve hala uykusu vardı.işin garip tarafı uykuya dalarken kendisini ne yorgun hissediyordu ne uykulu.oysa uyandığında ise geceleyin olması gerekn durumda bulmuştu kendini.işin en garip tarafı,bir kaç saat içinde çay ve kahvaltının yardımlarıyla ayılacak,bu uykulu ve yorgun hali yok oalcaktı.uyku vücudu için ne kadar gerekli olursa olsun,hayatı açısından tamamen yararsız sigaradan bile zararlı bir alışkanlıktı onun için.bu hareketi yapmak zorunda oluşuna içerledi,çayın suyunu koyarken.kalktığı anda ilk hareketi bilgisayarın açma düğmesine basmak olmuştu.suyu kaynamaya bıraktıktan sonra hemen dünden kalmş kirli demliği temizlemeye koyuldu.iyi ki dünden kirli bırakıyorum dedi kendine.sonuçta temizleyip,beş kaşık çayı döküp,yüzünü yıkamaya gidip dönene kadar uğuldama sesleri anca yükseliyordu cattle dan.daha sonra üzerini giyinip kahvaltılık birşeyler almak için dışarı yönelirken,suyu kaynar halde bulabilirdi.eğer bu temizleme işi olmasa,evden çıkmak için hazır olduğunda su henüz kaynamamış olacaktı.bu da evden çıkması için ya suyu beklemesine neden olacaktı,ya da beklemeden dışarı çıkmış olsaydı,döndüğünde çayı demlemek zorunda kalacaktı.bu da kahvaltılıklarıyla döndükten sonra daha uzun bir demlenmeyi bekleme süresine neden olacaktı.oysa dışarı çıkmadan demlediğinde döndüğü anda çayının tam demlenmemiş olmasa da içilebilecek bir halde kendisini beklediğinden emin olacaktı.yani,geceleyin çaydanlığı temizlemiş olsaydı,hayatından büyük bir zaman kaybının temellerini atacaktı.bu vakitler gün içinde çok kısa sürüyor olsa da alışkanlık haline dönüştüğünde hayatınızdan günlerin belki de ayların yok olmasına neden oalbilirdi..çok da dolu bir gün geçiren birisi olmasa da,zaman kayıplarına tahammülü yok denecek kadar azdı.ya da başka konularda kaybettiği zamanı buradaki büyük buluşuyla geri kazanıyordu....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder