birden çok seçeneğin bulunduğu,tutma oranı en yüksek ihtimal,iki seçenekten biri,yüzde elli,
üç olsa daha kolay olurdu,hele kırkdokuz sayıdan altı tanesi eğlence bile olabilirdi,fakat,iki ihtimalden biri,yani kaybetme olasılığının en düşük olduğu en kolay ihtimal,alnından terler boşalmasına sebep olabilirdi,kolay da unutulurdu iki şey,karşıtlık iki şey üzerine kuruluydu,veya bilgisayarda var ve yoku temel alan 0 1 mimarisi üzerine çalışmıyor muydu,yoktu ki doğada birbine karşıtlığı olan üç şey,iki şey kadar güçlü.hep unuturdu öğrenim hayatı boyunca iki şeyden birni hatırlamaya yönelik kavramları,üç veya dört olunca pek güzeldi de,logaritmanın türevinde mesela a
neredeydi e neredeydi,altta mı üstte mi,ortanın olamaması ne kadar illet bir olaydı...
bomba patladı,o an geçmiş olan vaktin,sahip olabileceği en güzel insanın uzaklaşmasına yetebileceği fikri heryerini sardı,birdaha karşılaşmama ihtimali ise üzüntü ile içine doluyordu,trenin kaçmış olması ise tam anlamıyla,zaman makinesi olsaydı keşke diyebilecek kadar çaresiz bir insanın yakarışlarını doldurdu beynine...metronun durağında,güvenlik görevlisi,bir de gözlerinden zeka parlayan bir köpek ile,kendisi başbaşaydı.ilk defa metroya bu durağa ilk gelenin kendisi olduğunu düşünmeye başladı,oturabiliyordu,en uzun süre beklediği metro yolculuğu olacaktı,ardından gelenlerle arasında sıcak bağ kurulacaktı,orası,etraftaki reklam panoları ve yansıtıcı düzeneklerle hareketli görüntü sağlayan perde,kendisininmiş gibi hissestti,bir biletçi gibi sahiplendi,güvenlik görevlisi gibi anaçlığı tuttu,koruma içgüdüsü sardı heryanını,gelenler arttıkça büyünün bozulduğunu hissediyordu,tam anlamıyla içindeki hayaller tükenip gerçekliğe adım attığında,sarı çizginin kenarında buldu kendini,en önce binebilmek için,işaretlenmiş bölgelere ayağğı sıfır bir şekilde,arkasına dizilenlerin imrenir bakışları eşliğinde beklemeye koyuldu,iyi ki kaçırmışım diye geçirdi içinden...o kız,hatun,bayan,leyla,hanfendi,”o”,sevebilceği en güel insan istemeden iyilik yapmıştı ona,kaçırdığına dair üzünçleri artsa da,altıncı hissinin başarısını bir kere daha tebrik etti,hayallerinin kadını ona metroya ilk önce binme şerefini bağışlamıştı...
yavaşça olmasa da,yavaşlayarak yanaştı,vagonlarında metalik sürtünmelerin iç gıcırtısıyla,usta makinisti takdir etti içinden,tam da işaretli bölgeleri ıskalamadan,en önce o binecek şekilde yanaşmıştı,inenleri seyretti,son durakta inecek olmanın verdiği rahatlıkla,yorgunluğunu metronun karanlık camlarına yaslanıp uykuya dönüştürerek hafifletmiş olan,gözü şişmiş uykudan yeni uyanmış görüntüsüyle orta yaşlı,orta halli,bir erkeği süzdü,ilk duraktan son durağa gidecek olmanın verdiği mutluluk bir başkaydı,kaçırmaya karşın durağı o tedirginlik hasta ediyordu onu,yaklaşmak durağa tam bir heyecandı,küçükken yaptıkları tren yolculukları geldi gözünün önüne,trende öyle şöföre dur bekle denilemezdi,az da dururdu,en azından kalkması önlenemezdi bir şey unutup oturduğun yerden dönüp alıp gelmeye ayrılacak sürede,ya da öyle sanırdı,ve işlemişti içine o tedirginlik,ineceği duraktan önceki durakta,sanki onlarla beraber incekmiş gibi hazırlanıp dikilirlerdi ayağa o,annesi veya yanında kimler varsa,bu yolculuk kuralı tıklım tıklım otobüslerde,
vapurda falan da geçerliydi,fakat inmeden önce kalkıp dikildiğinde ve bir de trafik sıkıştığında üstüne,ayakkta beklemesi yok juydu,hafif hafif tedirginliğin heyecana dönmesi,sanki biryere yetişecekmiş gibi içinde beliren aceleci duygular,açılacak olan otomatik kapıyı öyle bir beklerdi ki;
müebbetten otuz yıla cevrilmiş bir hapsin son gününün son dakikasının son saniyesinde kapının açılmasını bekleyen bir mahkum gibi...ve açabilrmisinz diye bağırırdı,ilerleyemeyen trafigi farkedince yıldız bayırından aşağı doğru inerken beşiktaş minimuslerinde,barbarostan aşağı doğru yürürdü özgürce...
devamı için----> bir.üç

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder