İstiklal caddesi girişinde Burger King önünde bekleyen insanlardan biri cebinden çakmağını çıkardı,dudağının ucunda tuttuğu sigaranın hizasında baş parmağının hareketiyle alev belirip rüzgarla sönüverdi.Bu sefer sol eliyle rüzgarın estiği yönü kapatarak azimle tekrar yakmayı denedi,bir iki denemeden sonra sigaranın ucundaki köz karnını içine çekmesiyle,okyanusun ücralarında kıyıları sığ bir adanın deniz feneri gibi vurdu oksijeni içine çekişiyle parlayan közden ışığı.Baş parmağı ile orta parmağı yardımıyla dudaklarından uzaklaştırıp,ağzından dumanı rahatlıkla bırakmak isterken,uzun süre bekleyişinden dolayı dudaklarına yapıştığını farkedemeden orta parmağının kenarında muazzam bir acı hissetti.Kara-te ustasının dizilmiş tuğlaları parçalamak için kaldırdığı eli boşluğa doğru dikey bir şekilde savurdu rüzgar yardımına koşsun da acısını hafifletsin diye.Canı acımış,burnunda sigara dumanı ile gözleri yaşarmıştı.Toparlanıp,sigarayı yapıştığı dudaklarından kurtarıp,diliyle ıslattı dudağını.Hayali bir küllüğe silktiği sigarasını tekrar tekrar içine çekip,bıraktı...Ta ki yenisini yakana kadar uzaklarda idi gözleri,seçemediklerini beklediği kişiye benzetip gözlerini kısıp,yaklaştıkça da suratını asıyordu.
Ne garip bir şeydir ki diye düşündü,geçip giderken caddeden aşağı doğru.Beklettiği veya bekleyeceği biri olmadığı için memnundu.Yavaş yavaş sağa doğru yanaşıp kalabalığın ritmine kapılıp koşar adımlarla Galatasaray Lisesinin devasa kapısı önünde buldu kendini...
...İçinden sıcak olsun diye dua ettiği çay siparişini yeni vermişti.Tek başına boğazı görebilen bir mekanda otururken insanları dikizlemeyi ihmal etmiyordu.Çaktırmadan da olsa zaman zaman insanların hareketlerine gülüyor,sinirleniyordu.Televizyon programlarında kök salmış spor yorumcuları gibi insanların yaşayışlarını,davranışlarını bilhassa hareketlerini yargılıyordu içindeki çok sesli yüksek mahkemede.Bir an uzun saclı bir masa sakini tarafına doğru kafasını çevirdi.Tarafındaki garsona el kol hareketleriyle o an bitirdiği içeceğin aynısından bir daha getirmesini istedi.Ve tekrar manzaraya döndü,fakat bu sefer daha yavas bir şekilde,tarafından bakışlarını çekmeden...
Tanıdık birine o kadar benziyorduki kumral saçlı kızbaşını one eğip göz hareketleri ve gülümseme eşliğinde merhaba mesajı iliştiren bir selamlama yapıp yapmama arasında kalmıştı.Nerden tanıyordu ki,tanısa tanırdı zaten.Biri mi tanıştırmıştı,yok yok kesinlikle okuldan veyahut akrabalarından biriydi.Fakat hiç tanır gibi bakmıyordu ona oysa,bir yabancıyı süzmekten başka hiç bir şey yapmamıştı.Belki anlık bir hoşlanma belirtisi ya da birine benzetip,daha sonra yanıldığını anlayacak sürede selamdan vaz geçen bir bakıştı.
Neme doymuş havanın yağmur öncesi nefes alışverişi zorlayan bunaltısının yağmurun başladığı o an ferahlığının yüzünde hissettirdiği kolonya misali serinlemesi gibi,yağmurun yere varan ilk damlalarının kulaklarda bıraktığı şarıltının yağmuru haber verişi gibi,tanımlayamadığı kişiyi tanımlayabildi.Arşimed'in evraka çığlığı edasıyla kafasının içinde sevinci zıp zıp pinpon topu gibi vurdu dudaklarının ucuna,gülümsedi,elini yaktığını gördüğü andaki gibi bekleyişine halen devam eden yabancıyı çıkarabilmişti en sonunda.
devamı için----->bir.altı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder