1 Şubat 2011 Salı

bir.altı

Gözünü açtığından beri gördüğü milyonlarca insanı aklında tutmadığına,görüp görüp tanımadığına şükretti o an.Beyninin mucizlerine tanıklık ederken,acaba bekliyor mu hala yoksa vaz mı geçti gibisinden ikileme düştü.Beklenen yabancının çoktan kafasında profilini çizmişti bile.Çocuk tam bir avanaktı.Bu güzel bayanla buluşmayı hayatının fırsatı olarak devşirmiş,ve yetişemese de buluşmayı gerçekleştirmek adına yalan dolanla sürekli yaklaştığını cep telefonu mesajlarıyla bildiren,yalancı şahiti İstanbul trafiği ile Kabataş'tan yukarı doğru kitlenmiş trafikte takılı kaldığını iddaa eden bir yalancıydı evet.Vapurdaydı kimbilir Kadıköy'de,veyahut sırasındaydı,ya da uzak semtlerin birinde,ve sürekli geleceğini iddia ediyordu...Belki de bir türlü cesaretini bulamadığı ayrılık konuşması için yutkunuyordu yakınlarda bir yerde söyleyeceklerini tartarak.Yo hayır,sevdiğini veya hoşlandını söylemek için bir insan bu kadar bekletilemezdi,genelde önceden varılırdı böyle toplantılara,hatta sabah oraya yakın bi yerde uyanılırdı,erken çıkılırdı işten...
Orta parmağının kenarını emerken acı kaşlarında kırışıklığıyla,kızın suratına dayanılmaz cilve katıyordu,çantasını kontrol etmesinden tut,etrafına her an kapıdan girebilecek birine hazırlanmış gülümsemesiyle beklentinin sabırsızlıkla mayalandığı ana tanık oluyordu.Tam zamanı diye düşündü,kalkıp yanına oturup,yoo yanına oturmayabilirdi de,hatta oturmadan önce izin isteyebilirdi,bu da çok aşırıya kaçmak eldeki zamanı değerlendirememek olurdu.Evet,izin istemden öylece yanına dikilip,Gelmeyecek,demeliydi.Özgüvenin zirvesi olurdu bu,kaderin ta kendisi,elle,kanla çizilmişi olan işte...Hayata yön vermenin en çarpıcı anı şekillenebilrdi.Yanına dikilip de nasıl bi tonla söylemeliydi acaba,alacağı cevap da pek güzel olmayabilirdi aslında,sesini yükselterek,ve bakışlarını tarafına çekecek adımlarla yaklaşmalıydı.Birine bakarken yürümek en zoruydu,hele bakışı tarafına çevrilip de gözgöze yürümek ona doğru,bu en zoru olurdu...Nereden biliyorsun gibi bir cümleye okkalı bi cevap verilebilirdi de,tam anlamıyla terslemeye yönelik,sapık muamelesi yapan bir cevap karşısında insanın dili tutulurdu.Hele başlangıç atlatılsın,ne de güzel sürerdi ya muhabbet,isimler öğrenilsin,bir kaç bilgi edinilsin,üstüne çok renkli arkadaşlıklar da kurulurdu.O savunmayı kırmak,şehrin tam ortasında milyonların kesiştiği yerde,aynı şehirli olmanın en yabancılaştırdığı memlekette,gülümmsemek dahi gererdi adamı.Atlattığını varsaydığında,hele de karizmatik bir girişten sonra,o anlık,hiç düşünülmeden gelen bir tepkiye gelebilecek en sade ve kusursuz,içtenliğiyle baş döndüren bir cümleyle değişebilrdi herşey.Planı olmazdı,olmamalıydı böyle şeylerin,aklına geldikçe nefesi kesilecek gibi oluyor,içten içe “Gelmeyecek”leri değişik tonlarda söylyordu.Birden gözgöze geldi,kendisine doğru yavaşça yürüyordu,yürüyüşü ağırlaştı garsonun,hatta takılacak gibi oldu,dilinin ucuna gelip giden cümle,sanırsa” başka bir şey ister miydiniz” di.Gelmeyecekler'in arasından “bir çay daha” döküldü,sigarasını yakarken garsonun az önce yaşadığı tecrübe ile kendi yaşayacağını karşılaştırdı.Garson ile arasında en azından çay alıp verme ile bir hukuk vardı.Her ne kadar çekingen olsa da insan garsona,bir satıcıya veyaut bakkala karşı kelimelerden tümceler dizebilirdi.Yürüyebilirdi bir pazarcıya doğru,alacklı gibi.Fakat,ruhuna alacaklı yürümek,ve adice bir müneccimlik,en zoruydu,karşısındaki kız gitgide olgunlaşıyordu,zaman ile mekan bir olmuş yaşlandırıyordu fahri sevgiliyi.Hatta güçleniyordu,daha da güzelleşip daha da sert gözüküyordu gözüne.Korku,bilinmeyene dair en aptalca duygu,yavaş yavaş çekingenlik ile tüm kılcallarına kadar,özgüvenini kanından siliverdi.O an kalkıp gitmeliydi,tarafına ilişmeyen gözlerini kendisine doğru çevirebilmek için neler vermezdi.Televizyondan etkilendiğini kendi kendine itiraf ediyor,böyle birşeyin ahlaksızlık olacağını,herhangi bir akrabasına bu tür yaklaşan birinden pek hoşlanamayacağını düşündü,gelebilecek olanın kızın çok sevdiği,ve hakkında endişelendiği sevgilisi olma ihtimali de vardı...Bütün olabilecek en kötü şeyler o anda orada dökülüverdi,ve ahlak;yapmadığı bir hareketin dogurabilecegi kotu sonucların var olabilitesi yüzünden,yapmama hareketine bir alkış tuttturdu,kendisini müthiş bir şekilde onayladı,oan gurur vardı vücudunun her yerinde,omuzları genişledi ve yanaklarına doğru,sanki topluluk önünde madalya veyahut bir plaket alırcasına utangaçlıkla karışık kırmızılık yükseldi.O an,kız kendisine doğru döndü,şaşırma ile gülümseme arasında saliselik bir an yaşandı,sonra da çantadan telefon bulunup çıkarıldı...Yavaş yavaş kulağına ilişti telefonun melodisi,bildik,eskilerden,yabancı bir ezgiydi,çoğu kişinin sevebileceği türden,toplumsal kalite standartlarına uygundu işte.Bir kaç kelimeye kıpırdadı,dolgun,gözünü alamadığı dudakları,o an,bizimkisi gülümsemenin ve gözgöze gelmenin verdiği mutluluğun etkisinden çıkıp,gitmek üzere olduğunun açık kanıtı olan,garsonu hesap istemek için acele ile çağırmasını izliyordu.Aceleci el sallamaları,silik haykırışlarıyla garsonun bakışlarını tarafına çekemiyordu.O sırada,”Garson!!!”diye bağırdı,kendisine şaşırmış bir ifade ile ertesinde,garsonun şok olmuş bir şekilde,hızla tarafına iliştirdiği bakışlarını;el kol hareketleri ve “hanımefendi”nidaları ve kaşları o yöne azcık sinirli bir şekilde gitmek üzere acelesi olan kızın tarafına çevirdi.İçinde haklı olmanın verdiği takdire şayan gururla,yardımcı olmanın verdiği kafenin en centilmeni ünvanı ile büzdüğü dudaklarında,günün adamı ifadesi vardı.Hatta o ayın adamı da sayılabilirdi pekala o muhitte.Coşku uzaklaşan topuk sesleriyle,yiten bir hikayenin mutlu mu mutsuz mu anlaşılmayan sonu gibi,hafızasında her duyduğu topuk sesiyle hatırlayacağı yepyeni bir anı bıraktı...

devamı için---->iki

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hakkımda

Fotoğrafım
kötü vakitler de geçireceğiz elbet. fakat bunlar, gerçekten de kötü oldukları için, değil; daha iyileri var olduğu için, kötü hatırlanacaklar...

İzleyiciler